HERŞEY SENİ SEVİNCE GÜZEL

SENİ SEVİNCE ANLAM KAZANIYO HERŞEY,VARLIĞINLA GÜZELLEŞİYO İYKİ VARSIN...

İNSAN...

8/6/2009




YAŞLI ADAM' eşinin kabrini ziyaret etmek için gittiği kabristanda' bir inilti duyarak yavaşladı. Sağa sola bakınarak kulak kesildi. Ortalıkta kimseler yoktu ama' o sesi işittiğinden emindi. Önce hızlı adımlarla kaçmak istedi.
Fakat sanki büyülenmiş gibiydi. Korkudan olsa gerek ki' gücü zaten çok azalan ayakları tutulmuş' vücudu uyuşmuştu. Diz boyu otla çevrili mezarlar arasında' güçlükle ilerleyip o tarafa yöneldi. İnlemeyi bir kez daha duyunca' daha fazla yanaşmayıp yere oturdu. Tüylerini diken diken eden ses' birkaç metre ilerden geliyordu.
Yaşlı adam' bazı velî zatların' kabirdeki insanlarla konuştuğunu duymuş' bunları da herkese anlatmıştı. Belki laf olsun diye: *Neden böyle inleyip duruyorsun? dedi. Bir derdin mi var? -Derinlerden gelen bir erkek sesi:
* Büyük bir azap çekiyorum!. dedi. Her kemiğim tek tek kırılmış sanki. Yaşlı adam' tâ iliklerine kadar ürperdi. Acaba kendisi de' evliya mıydı? Her ne olursa olsun' bu cevabı kesinlikle beklemiyordu. Güç bela toparlanıp:
- Ne zamandır bu haldesiniz? diye sordu. Yani ne zaman öldünüz?
* VAllahi bilmiyorum!. dedi mezarda yatan. Sanki dün yaşıyordum' hatta eğleniyordum. Arkadaşlarla birlikte biraz içki içmiştik' daha sonra ayrıldık. Bu arada' sanki yüksek bir yerden düştüm. Her halde ölmüşüm ki' şimdi bu mezardayım. Üstelik de büyük bir azap çekiyorum.
- İçkinin haram olduğunu ve kabir azabına yol açtığını bilmiyor muydun? diye sordu dışardaki. Allah bilir' başka büyük günahlar da işledin.
* Keşke ellerim kırılsaydı!. dedi' adam. Keşke kırılsaydı da' o büyük günahları işlemeseydim. Keşke dudaklarım yapışsaydı da' içki denilen zehri içmeseydim. Ne yazık ki her türlü işi yaptım' kumardan tut tâ hırsızlığa kadar. Şimdi öyle pişmanım ki hiç bilemezsin. Burada bu şekilde' bir saniyecik bile kalmaktansa' ömür boyu aç kalmaya razıydım. Ağzıma içki değil' gerekirse bir yudum su bile koymazdım. Başımı da babam gibi secdeden kaldırmazdım.
- Demek baban dindar biriydi' dedi dışardaki. Neden onun yolundan gitmedin ki?
* Namaz kılmak biraz güç geldi' dedi adam. Oruç tutmak da öyle. Günde beş kez seccadeye yatmayı' uzun yaz günlerinde' aç ve susuz kalmayı istemedim. Açıkçası' havam bozulur diye korktum. Oysa şimdi bu karanlık çukurda yatıyorum. Tertemiz bir havaya' yemeğe ve suya hasret şekilde. Üstelik de dayanılmaz acılar içindeyim.
Yaşlı adam' biraz düşünceliydi. Acaba bu ölü için bir fatiha okusa' ya da dualar etse' faydası olur muydu? Bu konuda açıkçası çok ümitsizdi. Bir insan' kullarına verdiği sayısız nimetlerle merhametini ispatlayan ve kendisini en çok "Rahim" ve "Rahman" isimleriyle tanıtan Allah'ın azabına uğramışsa' âciz bir kul' o kişiye nasıl yardım ederdi?
Sessizce yerinden kalkıp ilerleyince' henüz yeni açılmış bir mezar gördü. Sahibini bekleyen bu çukurun yanında' birkaç tane içki şişesi vardı. Bir tek de ayakkabı. Hemen o yana koştu. Boş mezarın içinde' üstü başı içki kokan bir adam yatıyordu. Ceketi de yüzüne dolanmıştı.
Yaşlı adam' önce mezara inmeyi düşündü. Fakat ağrıyan beliyle bu işi yapamazdı. Uzunca bir dal koparıp tekrar yanaştı ve bunu cekete taktırıp' sırt üstü yatan sarhoşun yüzünü açtı. Mezardaki adam' ondan fazla korkmuştu.
Yaşlı olan' bir anda rahatlayıp:
· Demek konuşan sendin? diye tebessüm etti. Seni ölü sanmıştım. · Mezardaki' derin derin nefes aldıktan sonra: · - Ben de öyle zannetmiştim!. diye sevindi. Geçen akşam buralarda içmiştik. Kafayı bulduğumda' bu çukura düşüp kaldım her halde.
· Sarhoşun vücudu perişan bir haldeydi. Sırt üstü düştüğünde' üç beş tane kaburgası kırılmış' bir kez bile çalışmayan beyni sarsılmış' bütün gece o mezarda yatıp kalmıştı. Yaşlı adam' hemen bir ambulans çağırdı. Sarhoş' mezardan kurtulup sedyeye alınırken' başını ona doğru güçlükle çevirerek:
· * Sağ olasın amca!. diye teşekkür etti. İyileşir iyileşmez sana haber veririm. Bol mezeli bir çilingir sofrası düzenleyip' yeniden doğduğum günü kutlarız.
· Cüneyt Süavi - zafer dergisi
İnsan ne garip bir varlıktır yaşadığı olayları ne çabuk unutur.


Küçük çocukların çok sevdiğim bir halleri vardır. Kendilerinde olmayan, ama çok istedikleri bir şeyi anlatmak için, o minicik ellerini birleştirir, omuzlarını büzer ve boş avuç içlerini uzatıp göstererek “yok” derler. Onların tertemiz dünyalarında, “yok”u anlatmanın en sade, en etkili ve en samimi şekli, boş avuç içlerini kaldırıp göstermektir. “Bak ellerim bomboş. Bak ellerimde hiçbir şey yok” demektir bu.

Hem kendi oğlumda, hem de başkaca çocuklarda şahit olduğum bu davranış, benim hep dikkatimi çekmiştir. Ne vakit, dua etmek için Rabbime ellerimi kaldırsam ve isteklerimi dile getirmeye başlasam, aklıma çocuklar gelir. Boş avuç içlerini göstere göstere “yok” diyen çocuklar… “Allah’ım” derim.
“Rabbim! Bak ellerim bomboş. Ellerimde hiçbir şey yok. Ellerimde bir tek “yok” var. Ve ben, yoktan var ettiğin bu ellerle, Senin sonsuz keremine el açmaktayım. Çünkü ben de var yok; Sende yok yok.”

İşte bu hissiyatla, Üstad Bediüzzaman’ın “İnsan şu kâinat içinde nazik ve nazenin bir çocuğa benzer” ifadelerini hatırlarım. Elimde tek var olan “yok” ile, sonsuz kerem sahibi bir Rabbin dergahında dua ederken ve arzularımı O’na arz ederken, elimdeki “yok,” sahip olduğum en büyük hazine olur, anlarım. Zaafımdan büyük bir kuvvet, aczimden, büyük bir kudret, fakirliğimden zenginlik çıkar, görürüm.

Ve ellerimdeki yegane var olan “yok” ile geldiğim Rabbimin huzurunda, O’nun sonsuz hazinelerinden dilerken, Descartes’in o meşhur sözünden çok daha esaslı bir hakikatı, bütün kâinata duyurmak isterim: “Dua ediyorum, öyleyse varım!”

Alıntı:  Özkan Öze

20 KURUŞ...

15/5/2009


Londra'daki camii'ye yeni bir imam gönderilmiş. Adam şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman da aynı söföre rastlıyormuş.

Bir gün, bilet alırken şoför yanlışlıkla 20 kuruş fazla vermiş. İmam yanlışlığı oturup da parasını sayınca fark etmiş. Ke
ndi kendine "20 kuruşu geri versem mi şoföre?" diye düşünüyormuş. Ama içinden bir ses diyormuş ki "çok gülünç bir para ve şoförün umurunda değil. Otobüs şirketi çok para kazanıyor zaten... Sadece 20 kuruş onlara bir şey yapmaz." Bu parayı saklayabilirim diye düşünmüş, Allahtan gelen bir hediye gibi...

İnecegi durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini değiştirmiş, inmeden önce şoförün yanına gitmiş, 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki: "Paranın üstünü fazla verdiniz."

Şoför gülümsemiş ve demiş ki : "Siz caminin yeni imamısınız değil mi? Aslında uzun zamandır sizi caminizde ziyaret etmek istiyordum, islamı öğrenmek için. Bu yüzden bilerek size fazla para verdim. Nasıl tepki vereceğinizi görmek istedim."

İnerken imam artık bacaklarını hissetmiyormuş, yere yığılacakmış neredeyse, bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış. Gözlerinden yaşlar dökülerek demiş ki:
"Allahım az daha İslamı 20 kuruşa satıyordum!. .."

Unutmayin ki siz belki de müslüman olmayan insanlar için dinimizi tanıtan kişilerdensiniz, bu yüzden hareketlerinize dikkat edin. Maalesef insanlar sizinle birlikte dinimizi de yargılayacaklardır!

Vakit akşam.

14/5/2009





Vakit akşam.
Gün ölmek üzere.
Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden.
Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın.
Kara kefenini giyiniyor gün.
Gülün rengi soluyor,
Eşyanın cezbesi yitiveriyor.


Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün.
Ömrünün ışıkları solacak.
Hayatının perdesi çekilecek.
Senin de kıyametin kopacak.

Şimdi akşam.
Ölmeden önce bil öleceğini ki, yaşatıldığını farkedesin.
Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın.
Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet...
Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak.
Hatırını yalnız O bilecek.
Sen de O’nu an şimdi.

Şimdi akşam namazı vakti…